ÖZEL SEBEPLERE DAYANARAK AÇILAN BOŞANMA DAVASI




Boşanma, eşler arasındaki evlilik birliğinin sona ermesi manasına gelmekte olup yalnızca kanunda öngörülen sebeplerle sınırlı olarak boşanma davası açılabilmektedir. Türk Medeni Kanununa göre, boşanma sebeplerini genel ve özel sebepler olarak iki ana kategoriye ayırmak mümkündür. Özel boşanma sebepleri kendi içerisinde, zina, hayata kast ile pek kötü ve onur kırıcı davranış, suç işleme veya haysiyetsiz hayat sürme, terk ve akıl hastalığı olarak beşe ayrılmaktadır. Genel boşanma sebeplerinin ise, evlilik birliğinin temelinden sarsılması, anlaşmalı boşanma ve ortak hayatın yeniden kurulmaması şeklinde üçe ayrılması mümkündür. Aşağıda özel boşanma sebepleri sırasıyla kısaca ele alınacaktır.


ÖZEL BOŞANMA SEBEPLERİ


ZİNA

Eşlerden biri, başka biri ile cinsel ilişkiye girdiği takdirde, diğer tarafın boşanma davası açma hakkı bulunmaktadır. Bu durum, TMK md. 161’de hüküm altına alınmıştır. Yine aynı madde uyarınca, zina yapan kişi, eşi tarafından affedilmişse, dava hakkını kaybedecektir.


HAYATA KAST

Eşlerden biri, diğerini öldürmeye teşebbüs eder ise, bu durum da haklı bir boşanma sebebi oluşturacaktır (TMK md. 162). Burada aranan unsur, fiilin kasten işlenmiş olmasıdır. Bir eşin diğerinin hayatına kast ettiği sübut bulursa, hâkimin mutlaka boşanma kararı vermesi gerekmektedir.


PEK KÖTÜ VE ONUR KIRICI DAVRANIŞ

Pek kötü ve onur kırıcı davranış, içerisine birçok farklı tür olay alan, geniş bir boşanma sebebidir (TMK md. 162). Burada somut olaya göre değerlendirme yapmak gerekmekte olup, kavramın içerisi zaman içerisinde Yargıtay tarafından birçok örnek ile doldurulmuş, içtihat ile geliştirilmiştir. Buna göre, ağır derecede hakaret, bir eşin diğerine toplum içerisinde küçük düşürecek sözler sarf etmesi, iftira gibi hususlar bu madde kapsamında değerlendirilecek ve yine mutlak boşanma sebebi oluşturacaktır.[1]

Pek kötü ve onur kırıcı davranışa uğrayan eş, şayet affetmiş ise, dava hakkını kaybedecektir.


SUÇ İŞLEME

TMK md. 163 uyarınca, eşlerden birinin suç işlemesi bir boşanma sebebi olsa da, mutlak bir boşanma sebebi değildir. Eşlerin bu madde uyarınca boşanabilmeleri için bazı şartların gerçekleşmesi gerekmektedir. Buna göre, işlenen suçun küçük düşürücü nitelikte olması ve ortak hayatın bu sebeple çekilemez hale gelmesi gerekmektedir. Hangi suçların küçük düşürücü nitelikte olacağı maddede belirtilmemekle birlikte, genel olarak ceza hukuku doktrininde yüz kızartıcı suç olarak tabir edilen rüşvet, dolandırıcılık, hırsızlık gibi suçlar bu kapsamda değerlendirilebilecektir.[2]


HAYSİYETSİZ HAYAT SÜRME

Yine TMK md. 163’te düzenlenmiş olan haysiyetsiz hayat sürme, eşlerden birinin sürekli biçimde toplumca kınan bir yaşam biçimine sahip olmasını ifade etmektedir. Bu kavramın da manası hükümde bulunmamakta olup kumarbazlık, uyuşturucu bağımlılığı gibi durumlar bu kapsamda değerlendirilebilecektir. Keza bu durumun da boşanma sebebi teşkil edebilmesi için diğer eş için ortak yaşamı imkânsız hale getirmesi arandığından, nispi boşanma sebepleri arasındadır.


TERK

TMK md.164’te düzenlenmiş olan terk sebebi ile boşanma davası açılabilmesi için, kanunun aradığı şartların yerine getirilmiş olması gerekmektedir. Buna göre bu kuruma dayanılabilmesi için,

-Haklı bir sebep olmaksızın ortak konutun terk edilmesi, -Terkin evlilik birliğinden kaynaklanan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi amacı taşıması, -Bu durumun en az altı ay sürmesi -Terk edene ihtarda bulunulmuş olması

Şartlarının yerine getirilmiş olması gerekmektedir. Bu halde bu şartlar yerine getirildikten sonra, madde ortak yaşamın çekilmez hale gelmesini aramadığından terk mutlak bir boşanma sebebi teşkil edecek, hâkimin boşanma kararı vermesi gerekecektir.

AKIL HASTALIĞI

TMK md.165’te düzenlenmiş olan akıl hastalığı, yine nispi bir boşanma sebebi olup eşlerden birinin akıl hastalığının diğer eş için ortak yaşamı çekilmez kılması gerekmektedir. Bu duruma ek olarak, bu sebebe dayanılarak boşanma davası açılabilmesi için akıl hastalığının bir hastane raporu ile tespit edilmiş olması gerekmektedir.


Yukarıda yazılan tüm bu kategoriler, özel boşanma sebeplerini oluşturmakta olup son derece teknik bir alan olan aile hukukunda hak kaybı yaşamamanız adına mutlaka bir avukattan hukuki yardım almanız tavsiye edilmektedir.


ÖZEL BOŞANMA SEBEPLERİ İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI


1) Davacı kadın öncelikle zina (TMK m. 161) kabul edilmediği takdirde evlilik birliğinin sarsılması sebeplerine (TMK m. 166/1) dayalı olarak boşanma talebinde bulunmuş mahkemece kadının zina hukuki sebebine dayalı olarak boşanma talebinin reddine, TMK 166/1. maddesi uyarınca ise davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmiştir. Hüküm davacı kadın tarafından, zina hukuki sebebine dayalı olarak kabul edilmemesi, kusur belirlemesi ve tazminatların miktarı yönünden temyiz edilmiş olup Dairemizin 2016/14658 esas ve 2018/1859 karar sayılı bozma ilamı ile “Yapılan yargılama ve toplanan delillerden, mahkemenin de kabulünde olduğu üzere; davalı erkeğin, evlilik devam ederken yabancı uyruklu bir kadın ile ilişkisinin olduğunu, eşine karşı sadakatsiz davrandığını ancak zinanın dava tarihinde devam ettiğinin ve halen sürdüğüne ilişkin kesin kanıtlar bulunmadığı belirtilerek, kadının zina davasını ispatlayamadığı kabul edilmiş ise de, gerek tanık olarak dinlenen ortak çocuk Altay, gerek ise diğer tanık ...'ın beyanları dikkate alındığında davalı erkeğin dava açıldığı tarihe kadar başka bir kadınla yaşamaya devam ettiği davacı tarafından dosyaya sunulan fotoğraflardan ve tanık anlatımlarıyla anlaşılmaktadır. Bu durumda davacı kadının zinaya dayalı boşanma davasını ispatladığının kabulü gerekir. O halde davacı kadının zinaya dayalı (TMK m. 161) boşanma davasının kabul edilmesi gerekirken, yetersiz gerekçe ile reddine karar verilmesi doğru olmadığı ” gerekçesi ile bozulmuş, bozma sebebine göre davalı erkeğin yeniden hüküm kurulması gerekli hale gelen kadının boşanma davasının kusur belirlemesi ve fer'ilerine yönelik temyiz itirazları ile kadının mahkemece kendisine yüklenen kusur ve tazminat miktarlarına yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Mahkemece; bozma sonrasında “Davanın her iki boşanma sebebi yönünden kabulü ile, TMK m. 161 ve 166/1 maddeleri gereğince davalının subut bulan zinası ve evlilik birliğinin güven sarsıcı davranış ve sadakatsizlik sebebiyle temelinden sarsılması” nedeniyle tarafların boşanmalarına karar verilmiştir.

Davacı kadın öncelikle zina (TMK m. 161) kabul edilmediği takdirde evlilik birliğinin sarsılması sebeplerine (TMK m. 166/1) dayalı olarak boşanma talebinde bulunmuştur. Zina, mutlak boşanma sebebidir. Zina vakıasının gerçekleşmesi halinde boşanma sebebi gerçekleşmiş sayılır. Zina, olmadığı takdirde evlilik birliğinin sarsılması hukuki sebebine kademeli olarak dayanılmış ise; zinanın ispatlanması halinde, bu sebeple boşanma kararı verilmesi gerekir. Böyle bir durumda artık genel boşanma sebebinin şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğine bakılmaz ve bununla ilgili ayrıca bir hüküm oluşturulması da gerekmez. Hal böyleyken, mahkemece bozma ilamımıza uyularak yapılan yargılama sonucunda sadece TMK.m.161 uyarınca boşanma kararı verilmesi gerekirken TMK m. 166/1 uyarınca da boşanma kararı verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir. (2. Hukuk Dairesi 2019/6633 E. , 2020/443 K.)


2) Bu genel açıklamalar sonrası uyuşmazlığın çözümü için "özel bir boşanma sebebi" olarak kanunda sayılan "hayata kast, pek kötü muamele veya onur kırıcı davranış" başlıklı TMK'nın 162. maddesinin incelenmesi gerekmektedir. Hükme göre; “Eşlerden her biri diğeri tarafından hayatına kastedilmesi veya kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulması sebebiyle boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her halde bu sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur”. Görüldüğü üzere, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranışın gerçekleşmesi ile hâkim tarafından evlilik birliğinin çekilmez hâle gelip gelmediği şartını araştırmaya gerek kalmaksızın, boşanma kararı verilebilecektir. Başka bir deyişle TMK'nın 162. maddesi mutlak bir boşanma sebebi olup bu maddenin üç ayrı boşanma sebebi saydığı söylenebilir. Şöyle ki, madde metninde geçen "hayata kast" ifadesi ile eşini öldürme girişiminde bulunmak, onu intihara zorlamak gibi eşlerden biri tarafından diğerinin hayatına karşı yapılmış acı sonuç doğuran davranışlar kastedilmektedir (Akıntürk/Ateş, s. 249; Dural, M./Öğüz, T./Gümüş, M.A: Türk Özel Hukuku, Cilt III, Aile Hukuku, Şubat 2019, s.110). "Pek kötü davranış"; eşlerden birinin diğerine uyguladığı, vücut bütünlüğünü, bedensel veya ruhsal sağlığını bozucu ya da tehlikeye düşürücü davranışlardır. Dövme ve fiziksel şiddet uygulama, evden kovma, aç bırakma, anormal cinsel ilişkiye zorlama gibi davranışlar pek kötü davranışa örnek olarak gösterilebilir. İşlenen fiilin devamlılık arzetmesi zorunlu olmamakla birlikte pek kötü davranış eyleminin zülüm ve işkence boyutunda olması gerekmektedir (Gençcan, s.184). Eski Medeni Kanunu'nda yer almayan ancak 4721 sayılı Türk Medeni Kanununda düzenlenen "onur kırıcı davranış" ise , eşlerden birinin diğerine hakaret etmek, onu küçük düşürmek amacıyla yaptığı saldırıdır (Dural/Öğüz/Gümüş: Türk Özel Hukuku, Cilt III, Aile Hukuku, Şubat 2019, s.111). Ayrıca her türlü onur kırıcı davranış değil, ağır derecede onur kırıcı bir davranışın boşanma sebebi sayıldığı da bilinmelidir. Hemen belirtilmelidir ki, diğer eşin hayatına kast eden veya pek kötü ya da onur kırıcı davranışta bulunan eşin bunu kasten işlemesi ve ayırt etme gücünün bulunması gerekmektedir. Madde de sayılan her üç neden için de, kusursuz olan eşin dava hakkı iki hâlde düşer. Bunlardan biri kusursuz eşin, hayatına kastetmiş veya kendisine pek kötü veya onur kırıcı davranışta bulunmuş olan eşini affetmesi; diğeri ise altı aylık ve beş yıllık hak düşürücü sürelerin geçirilmiş olmasıdır. Somut olaya gelindiğinde; erkek tarafından TMK'nın 166/1. maddesine dayalı olarak 21.06.2012 tarihinde genel sebebe dayalı boşanma davası açıldığı, buna karşılık kadının da 27.07.2012 tarihinde TMK'nın 162. maddesinde belirtilen özel sebebe dayalı boşanma davası açtığı, her iki tarafın temyizi üzerine Özel Dairece davalı-karşı davacı kadının davasının kabulü gerektiğine dair bozma kararı verildiği ve tarafların bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmediği anlaşılmaktadır. Bu durumda direnme konusu uyuşmazlığın kapsamı davalı-karşı davacı kadının davası ile sınırlıdır. Yukarıda yapılan açıklamalar karşısında, tarafların fiilen ayrı yaşamaya başladığı dönemde davacı-karşı davalı erkeğin ortak çocuk …'u görmek için müşterek haneye gittiği, kapının girişinde tarafların tartışmaya başladıkları, karşılıklı itiş kakış yaşandığı, erkeğin içeri girip eşini yatak odasına götürerek koluna vurduğu, saçını çektiği ve tanık ifadesine göre erkek eşin elinde bir yumak saç kaldığı, bu olay nedeniyle Silifke Sulh Ceza Mahkemesinin 2012/1276 E., 2013/198 K. sayılı dosyasında tarafların yargılanarak ceza aldığı, bu olaydan iki gün sonra da davalı-karşı davacı kadının boşanma davası açtığı, diğer yandan erkeğin eşini etrafta "ahlâksız, içkici" gibi sözlerle kötülediği tüm dosya kapsamı ile sabittir. Davalı-karşı davacı kadının ceza dosyasına konu fiziksel şiddet eylemi nedeniyle eşini affettiğine dair herhangi bir delil de bulunmamaktadır. O hâlde, davacı-karşı davalı erkeğin eşine fiziksel şiddet uygulaması ve sarf ettiği hakaret sözcükleri dikkate alındığında bu eylemlerin onur kırıcı davranış sayılacağı, dolayısıyla TMK'nın 162. maddesinde belirtilen koşulların oluştuğu ve kadın eşin karşı davasının kabulü gerektiği belirgindir. (Hukuk Genel Kurulu 2017/2420 E. , 2019/750 K.)


3) Davalının, on iki yaşında bir kız çocuğuna cinsel tacizde bulunduğu, suçu sabit görülerek bundan dolayı ceza aldığı yapılan soruşturma ve toplanan delillerden anlaşılmaktadır. Mahkemece, “davalının bu suçu bir kere işlemiş olmasının tek başına boşanmaya neden olmayacağı vicdani kanaatine varıldığı, bu durumun evliliği diğer eş bakımından çekilmez hale getirdiğinin ispatlanması gerektiği, bu yolda delil getirilmediği” gerekçesiyle dava reddedilmiştir. Dava Türk Medeni Kanununun 163'üncü maddesinde yer alan “küçük düşürücü suç işleme” sebebine dayanılarak açılmıştır. İşlenen suçun niteliğine göre davacının dava açması karşısında onunla birlikte yaşaması kendisinden beklenemeyeceği açık ve tartışmasızdır. Boşanma sebebi gerçekleşmiştir. Davanın kabulü gerekirken, isteğin reddi doğru görülmemiştir. (2. Hukuk Dairesi 2014/20560 E. , 2015/4947 K.)


4) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delilerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle, davacı-karşı davalı (koca), boşanma talebini; eşinin, iş ortağı erkekle ilişkisi olduğunu ileri sürerek, “haysiyetsiz hayat sürme” ve “evlilik birliğinin temelinden sarsılması” hukuki sebeplerine dayandırmış olması karşısında, davalı-karşı davacı (kadın)'ın gerçekleşen eyleminin Türk Medeni Kanununun 163'ncü maddesinde yer alan “haysiyetsiz hayat sürme” niteliğinde olmayıp, aynı Yasanın 166/1. maddesi gereğince boşanma sebebi olarak kabul edilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına, kocanın; gerçekleşen ve mahkemece de sabit görülen eylemleri nazara alındığında, evlilik birliğinin ortak hayatın devamına imkan bırakmayacak derecede temelinden sarsılmasında, baskın ve ağırlıklı kusurlu olduğunun anlaşılmasına göre, davacı-karşı davalı (koca)'nın, kadının karşı boşanma davasının reddi gerektiği yönündeki temyiz itirazları yerinde görülmediği gibi, kadın lehine maddi ve manevi tazminat takdir edilirken, kadının açıklanan müterafık (birlikte) kusuru ve tarafların gerçekleşen ekonomik ve sosyal durumlarının mahkemece dikkate alınmış olması karşısında, kocanın bu yönlere ilişkin temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir.

Karşı davacı (kadın)'ın temyiz itirazlarına gelince: Karşı boşanma davası, Türk Medeni Kanununun 161'nci maddesinde yer alan “zina”, 162'nci, maddesinde yer alan “onur kırıcı davranış”, 163'ncü maddesinde düzenlenen “haysiyetsiz hayat sürme” ve 166/1. maddesinde yer alan “evlilik birliğinin temelinden sarsılması” sebeplerine dayanmaktadır. Zina (TMK. m. 161), eşlerden birinin diğerinin hayatına kast etmesi veya pek kötü davranması ya da ağır derece onur kırıcı davranışta bulunulması (TMK.m.162) ve Türk Medeni Kanununun 164'ncü maddesinde düzenlenen terk, yasal koşullar gerçekleştiğinde başkaca hiçbir şey aranmaksızın mutlak olarak boşanmayı sağladığı için özel boşanma sebepleridir. Bu olaylar özel boşanma sebebi kabul edilmekle, evlilik birliğini derin ve onarılamaz bir şekilde sarstığı yasa koyucu tarafından baştan karine olarak kabul edilmiştir. Bu karine dolayısıyladır ki, ayrıca evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olup olmadığı araştırılmamakta, olayların ispatlanması halinde (af veya dava hakkı düşmedikçe) boşanmaya karar verilmektedir. Bunlardan terk dışındaki 161 ve 162'nci maddede yer alan ilk ikisi, aynı zamanda Türk Medeni Kanununun 166'ncı maddesinde düzenlenen genel boşanma sebebini de oluşturur. Başka bir ifade ile zina, hayata kast, pek kötü davranma veya ağır derecede onur kırıcı davranışla karşılaşan eş, dilerse bu özel sebeplerden birine ya da bir kaçına, dilerse genel boşanma sebebine dayanarak boşanma davası açabileceği gibi, özel ve genel nitelikte sebeplerinden ikisine birlikte dayanarak da boşanma talep edebilir. Bu son halde, kanundaki özel boşanma sebebi ispatlanmış ise, af veya dava hakkının düşmesi gibi bir durum da söz konusu değilse, özel sebebe dayanılarak boşanma kararı verilmek gerekir. Davacı-karşı davalı (koca)'nın; birden fazla kadınla cinsel ilişkide bulunduğu, bu kadınlarla yatlarda ve barlarda sık sık birlikte olduğu; yapılan soruşturma ve toplanan delillerden anlaşılmaktadır. Mahkemece de bu hususlar sabit kabul edilmiştir. Gerçekleşen bu eylemler “zina” niteliğindedir. Öyleyse, karşı boşanma davasının, kocanın sübut bulan zinası sebebiyle (TMK.m.161) kabulü gerekirken, karşı davada da, sadece Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesi gereğince boşanma kararı verilmesi doğru olmamıştır. Kadının davasıyla ilgili verilen hükmün bu sebeple bozulması gerekiyor ise de, gösterilen gerekçe doğru olmasa bile verilen boşanma kararı sonucu bakımından usul ve yasaya uygun olduğuna göre, karşı davanın kabul gerekçesinin değiştirilmesi suretiyle hükmün onanması usulen imkan dahilinde olduğundan (HUMK.m.438/son) bozma yapılmamış, davalı-karşı davacı (kadın)'ın bu yöne ilişkin bozma isteği açıklanan sebeple yerinde görülmemiş, diğer yönlere ilişkin temyiz itirazları da yersiz olup, sonucu bakımından usul ve yasaya uygun olan hükmün, kadının davası bakımından boşanma sebebi değiştirilmek suretiyle onamasına karar verilmesi gerekmiştir. (2. Hukuk Dairesi 2014/1592 E. , 2014/17457 K.)


5) Eşlerin yükümlülükleri Türk Medeni Kanunu'nda açıkça düzenlenmiştir. Kanundaki bu yükümlülükler genel olarak; “Evlenmeyle eşler arasında evlilik birliği kurulmuş olur. Eşler, bu birliğin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak ve çocukların bakımına, eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlüdürler. Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar (TMK m.185). Eşler oturacakları konutu birlikte seçerler. Birliği eşler beraberce yönetirler. Eşler birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıkları ile katılırlar (TMK m.186). Ana, baba ve çocuk, ailenin huzur ve bütünlüğünün gerektirdiği şekilde birbirlerine yardım etmek, saygı ve anlayış göstermek ve aile onurunu gözetmekle yükümlüdürler (TMK m.322). Çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli giderler ana ve baba tarafından karşılanır (TMK m. 327)” şeklinde düzenlenmiştir. Yine Türk Medeni Kanunu'nda evlilik birliğinin sarsılması başlığı altında; “Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir (TMK m.166/1-2)” şeklinde genel boşanma sebebi yer almaktadır. Türk Medeni Kanunu'nda fiili ayrılık adı altında özel/ayrı bir boşanma sebebi ise düzenlenmemiştir. Ancak olayın özelliğine göre, çok uzun süreli fiili ayrılıkların, genel boşanma sebebi olan evlilik birliğinin sarsılması (TMK m.166/1-2) hukuki sebebiyle açılmış davalarda değerlendirilmesi gerekir. Çünkü, fiili ayrılık sırasında da eşlerin birbirlerine karşı yukarıda yazılı tüm yükümlülükleri devam etmektedir (TMK m. 185,186,322,327). Eşlerin birlikte yaşamalarının gerektiği (TMK m. 185/3) de önemli bir yükümlülük olduğuna göre, bu yükümlülüğe aykırı davranmak evlilik birliğini temelinden sarsar. Uygulamada, hakaret içeren basit bir kaç sözün evlilik birliğini temelinden sarstığı (TMK m.166/1-2) kabul edilip eşlerin boşanmalarına karar verilirken, ortalama insan ömrüne göre çok uzun sayılabilecek bir süre fiilen ayrı yaşayan eşlerin evllik birliğinin temelinden sarsılmadığını kabul etmek ve boşanma davalarının reddine karar vermek, yasanın amacına uygun olamaz. Yıllarca ayrı yaşayan ve böyle yaşamaya devam etmek isteyen eşleri, kanun zoruyla bir araya getirmek de mümkün değildir. Kuşkusuz, evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle (TMK m.166/1-2) açılan boşanma davalarında eşlerin kusurlu olup olmadıklarını belirlemek zorunludur. Fiili ayrılıklarda, ayrılığa kimin neden olduğunun, birlikte yaşamaktan kimin kaçındığının, kimin birlik görevlerini yerine getirmediğinin veya eşlerin evlilik birliğini sarsacak başka bir davranışının kanıtlanması durumlarında, kusur belirlemesi açısından sorunun çözümü kolaydır. Böyle durumlarda doğal olarak, iddia ve savunmada ileri sürülen kanıtlanmış vakıalara göre kusur belirlemesi yapılacak ve TMK'nun 166/1-2. maddesine göre koşullar oluşuyorsa dava boşanmayla sonuçlandırılabilecektir. Peki, çok uzun süreli fiili ayrılığa karşın, fiili ayrılığa kimin neden olduğunun, kimin ortak yaşamdan kaçındığının, birlik görevlerinin yerine getirilip getirilmediğinin veya kusur sayılacak herhangi bir başka davranışın kanıtlanamaması durumlarında sorun nasıl çözülecektir? İşte bu gibi durumlarda, eşlerin eşit kusurlu olduklarının kabul edilmesiyle sorun çözülebilir. Çünkü eşler, ortada usulen kanıtlanmış haklı hiç bir neden bulunmadığı halde, fiilen ayrı yaşamakta ve birlikte yaşamaktan kaçınmaktadır. Eşlerin bu davranışı en azından, Türk Medeni Kanunu'nda emredici olarak düzenlenen, eşler birlikte yaşamak zorundadırlar (TMK m.185/3) şeklindeki yaşam biçimine aykırıdır. Her iki eş de bu amir hükme aykırı davranmaktadır. Dolayısıyla evlilik birliği temelinde sarsılmış (TMK m.166/1) ve eşler bu sonuca eşit kusurları ile neden olmuşlardır. Bu yüzden, taraflardan birinin evlilik birliğinin sarsılması (TMK m.166/1) hukuki sebebiyle açtığı boşanma davasında, şayet çok uzun süreli fiili ayrılık kanıtlanıyorsa boşanmaya karar verilmelidir. Böyle bir çözüm yolunun, terke dayalı özel boşanma sebebine (TMK m. 164) ilişkin düzenlemeyi işlevsiz veya etkisiz duruma getirdiğinden de söz edilemez. Çünkü, terk sebebiyle boşanma davası açılması için, eşlerden birinin samimi olarak ortak yaşamı yeniden kurmak amacıyla diğerini ortak konuta çağırması, çağrılan eşin ise geçerli bir özrü olmamasına karşın ortak konuta dönmemesi gerekmektedir. Oysa, uzun süreli fiili ayrılıklarda her iki eşin de ortak yaşamı sürdürmek gibi bir isteği/iradesi bulunmamaktadır. Dolayısıyla uzun süreli fiili ayrılıkları evlilik birliğinin sarsılması nedeni (TMK m. 166/1) saymak, terk hukuki sebebine dayalı boşanmaya ilişkin yasal düzenlemeyi (TMK m. 164) etkilemez ve bu çözüm yolu terk sebebine ilişkin boşanma davalarının seçeneği (alternatifi) gibi yorumlanamaz. Bunun birikte, TMK.nun 166/son maddesinde belirlenen üç yıllık fiili ayrılık süre koşulu da göz ardı edilmemelidir. Bu nedenle evlilik birliğinin temelinden sarsıldığının kabulü için, en az üç yıl ve daha uzun süreli ayrılıkları, çok uzun süreli fiili ayrılık olarak kabul etmek gerekir. Somut olaya gelince, davacı erkeğin evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle (TMK m.166/1) boşanma davası açtığı, ilk derece mahkemesince tarafların boşanmalarına karar verildiği, kararın istinaf edilmesi üzerine, bölge adliye mahkemesince ilk derece mahkemesinin kararı kaldırılarak davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Ancak, toplanan delilere göre tarafların dava tarihi itibariyle yaklaşık on dört yıldır fiilen ayrı yaşadıkları tartışmasızdır. Ortalama insan ömrü için on dört yıl çok uzun bir süredir. Taraflar, Türk Medeni Kanunu'nda emredici olarak düzenlenen, eşler birlikte yaşamak zorundadırlar (TMK m.185/3) şeklindeki yaşam biçimine, on dört yıl gibi çok uzun süre aykırı şekilde yaşamışlar ve halen bu aykırılık devam etmektedir. Yukarıda yapılan tüm bu açıklamalara göre, taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık yasal olarak mümkün görülmemesine göre, boşanmaya karar verilecek yerde, davanın reddine karar verilmesi hukuka aykırı olmuştur. (2. Hukuk Dairesi 2019/6339 E. , 2019/12692 K. , KARŞI OY)

6) Yapılan yargılama ve toplanan delillerden; davalı erkeğin akıl hastalığı nedeniyle Türk Medeni Kanunu'nun 405. maddesi gereği kısıtlanarak kendisine vasi atandığı anlaşılmaktadır. Davacı kadın tarafından akıl hastalığına dayalı (TMK m. 165) olarak açılmış bir dava bulunmamaktadır. Davalı erkeğin hareketleri iradi olmadığından, kusur yüklenemez ve Türk Medeni Kanunu'nun 166/1. maddesine dayalı "Evlilik birliğinin sarsılması" hukuki sebebine dayanılarak boşanmaya karar verilemez. O halde kadının davasının reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır. Ne var ki, boşanma hükmü temyiz edilmeyerek kesinleştiğinden bu husus bozma nedeni yapılmamış yanlışlığa işaret edilmekle yetinilmiştir.

Tarafların temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; a)Dosyadaki yazılara, bozmaya uygun işlem ve araştırma yapılmış olmasına, delillerin takdirinde bir yanlışlık bulunmamasına göre, davacı kadının tüm, davalı erkeğin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. b)Yukarıda 1. bentte açıklandığı gibi davalı erkek akıl hastasıdır. Akıl hastası olan kişinin davranışları iradi olmadığından, kendisine kusur yüklenemez. Açıklanan sebeple, davalı erkeğe kusur yüklenilmesi doğru olmamış ise de bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden bozma sebebi yapılmamış ve hükmün kusur belirlemesine ilişkin gerekçesinin düzeltilerek onanmasına… (2. Hukuk Dairesi 2020/2352 E. , 2020/3281 K.)

[1] AKINTÜRK, Turgut; KARAMAN, Derya Ateş. Türk Medenî Hukuku, Aile Hukuku, II. Cilt, İstanbul: Beta Basım Yayın Dağıtım, 2015, s. 251 [2] ibid, s. 252